Nereden çıktı bu Go?

Go, Uzak Doğu kökenli, basit kuralları olan bir zeka oyunu. Öte yandan bilinen en otantik ve karmaşık oyunlardan biri. Nasıl oynandığına geçmeden size meselenin çıkış öyküsünü anlatayım. Bu konuda rivayetler muhtelif. Bizim favori söylencemiz yarı efsanevi Çin İmparotoru Yao’nun oğlu Tan Chu’ya disiplin, konsantrasyon ve dengeyi öğretmek için bu oyunu cennetten yeryüzüne indirdiği. Bir başka iddia ise oyundaki çevreleme mantığının Çinlilerin büyük hayvanları avlarken kuşatmaları taktiğinden türediği. Batılıların satrançtaki gibi tüm güçleriyle direkt saldırma düşüncesinden farklı olarak; Çinliler avlarını kuşatır, mızraklarla ve köpeklerle yorar, yeterince yorgun ve güçsüz düşünceye kadar saldırmazlarmış. Aynı düşünce yapısı Çinlilerin geleneksel savaş taktiği olarak modern zamanlara kadar varlığını sürdürmüştür. Go’nun Çince karşılığı olan Wei Chi’nin “kuşatma oyunu” demek olduğunu da düşünecek olursak bu hikayenin ayakları yere daha sağlam basar. Üstelik sonrası da var, Çinliler yerleşik hayata geçip tarım yapmaya başlayınca Go’da taşları kuşatarak esir etme düşüncesine, boş alanları çevreleyerek(çizgilerle sulayarak) puan toplama düşüncesi eklenir.

1049 ila 1064 yılları arasında Chang Ni tarafından yayımlanan The Classic of Go’ya bakacak olursak dikkatimiz başka bir yöne çekilir, bu noktada Go’nun Şamanist bir kehanet tahtası ya da dinsel bir sembol sistemi olarak ortaya çıktığı iddiaları kuvvetlenir: “İnsan ne sayarsa saysın bir sayısıyla başlar. Go tahtasında üç yüz altmış artı bir kesişim vardır. Bir sayısı nihai konuma sahip olduğundan ve dört çeyreği yönettiğinden üstündür ve diğer sayılara sebebiyet verir. Üç yüz altmış, yıldaki (ay yılı) gün sayısını temsil eder. Go tahtasının dört çeyreğe bölünmesi, dört mevsimi sembolize eder. Kenarlardaki yetmiş iki nokta, takvimin (Çin ay takvimi) haftalarını (beşer günlük haftalar) temsil eder. Yin ve yan dengesi, üç yüz altmış taşın siyah ve beyaz olarak eşit şekilde bölünmesinin modelidir.”

Wei Hanedanı zamanından kalma mağara duvar resmi: Avlanma sahnesi

Tüm bu öykülerin gerçekliği hakkında kesin deliller ortaya koyamasak da Rus arkeologların Kuzey Sibirya’da yaptıkları kazılarda yaklaşık 4000 yıl öncesine ait bir tarafı yassı diğer tarafı dışbükey oyun taşları bulmalarından bahsedebiliriz. M.Ö. 200 yıllarına ait Han dönemi mezarlarından elimize geçen Go oyunu taşları ve tahtaları ise bugün müzelerin korunaklı salonlarını süslemekte.

Go’nun sis perdesi içinde başlayan tarihsel yolculuğu ihtişamlı sahnelerle bugünlere kadar gelir. Çin’de 1200’lü yıllarda soylular için müzik, resim ve kaligrafi ile birlikte 4 Temel Beceri’den biri olarak kabul edilir; Edo dönemi Japonya’sında ülkenin en iyi iki oyuncusu şan ve şöhret için imparatorun huzurunda karşı karşıya gelir; İkinci Dünya Savaşı’na Amerikalıları dahil eden Pearl Harbor baskını “yalnız olan taşa saldır” taktiğinden esinlenerek kararlaştırılır. Bunlar Go’yla ilgili en çok bilinen anekdotlardan birkaçı. Ama şimdiden müjdeleyelim, sonraki sayılar için niyetimiz, bilinen öyküleri bilinmeyen ayrıntılarla paylaşırken ön plana çıkmamış tarihi gerçekleri de size ulaştırmaya çalışmak.

Go’nun nasıl bir oyun olduğu sorusuna geri dönelim ve açıklıkla ifade edelim: Go şans öğesi içermeyen bir strateji oyunu. Oyunun tüm bileşenlerinin ortada olduğu açık bilgili bir oyun. Yani gizli saklı hiçbir şey yok. Biri siyah, diğeri beyaz taşlara sahip olan iki oyuncunun 19’ar yatay ve dikey çizgiden müteşekkil bir tahtada karşılaştığı ve en geniş alana hükmedenin kazandığı bir mücadele. Kurallar kısmına gelince, esasen çok fazla kural yok. Hatta bu sebeple “Öğrenmek için birkaç dakika, ustalaşmak için bir ömür” gibi bir slogan ortaya atılmıştır. Bu iddiayı biraz ihtiyatla karşılamanızı tavsiye ederim. Kuralları kağıt üstünde kolaylıkla öğrenebilirsiniz, ancak belli bir süre pratik yapmadan ve bir parça destek almadan yaşayan/ölen grupları tespit edebilmek, alan kavramını oturtabilmek ve oyunu doğru şekilde sonlandırabilmek biraz zor. (Yerimiz dar olduğundan dolayı kurallar için sizi web sitesine havale ediyorum: http://www.gookulu.com/kurallar/)

Han Hanedanı dönemi’ne ait 17×17 Go tahtası

Go’nun biraz geçmişinden biraz da ontolojisinden bahsettik. Bunlar halen merakınızı uyandırmadıysa birkaç farklı bakış açısına daha göz atmanızı teklif edebilirim: Matematiği seviyorsanız; Pi filminde olduğu gibi örüntüler, olasılıklar, sekanslar ve sonsuza yakın hesaplama olanakları sizi cezbedebilir. Yapay zeka odak noktanızdaysa; bilgisayar programlarının yenemediği nadide bir oyunu oynamak size haz verebilir. Uzak Doğu kültürüne ve felsefesine ilginiz varsa; samuraylarla, Taoist rahiplerle aynı yola çıkmış olursunuz. Estetik sizin için öncelikliyse; taşların yarattığı şekiller, oyun tahtası etrafındaki ritüellerin ve kadim kültürün büyüsüne kapılabilirsiniz. Kendinizi tipik bir oyuncu yani “homo ludens” sayıyorsanız, karşınızda oyunların en ihtişamlısı ve bir oyundan çok daha fazlası var. Dolayısıyla kalbinizde katılık, düşünme kabiliyetlerinizde gerileme, konsantrasyon zorluğu gibi problemleriniz varsa ya da aklınıza çok güveniyor ve aklınızın da bir sınırı olduğunu görmek istiyorsanız hemen Go’ya başlayın; mamutları çevreleyin, boş alanları sulayın ve tüm bunları yaparken dengenizi koruyup sabrınızı sınayın.

Yazan: Mehmet Emin Barsbey

1 cevap
  1. Defne Gündüz
    Defne Gündüz says:

    Go oyununun tarihini ve oynama şeklini okudum , tarihide oynayış mantığı da ilgi çekici , Çin kültüründe önemli bir yeri olan böyle ilginç bir oyunu tanıttığınız için teşekkürler .

    Cevapla

Cevapla

Yazıyla ilgili yorumlarınızı yazabilirsiniz.
Buraya yorumlarınızı yazabilirsiniz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir