AlphaGo’nun Lee Sedol ile Mücadelesi Asla Unutamayacağım Bir Şey

Geride kalan bir buçuk hafta boyunca AlphaGo’nun Go dehası Lee Sedol ile olan maçlarını Güney Kore’den aktarmak heyecanlı ve büyüleyiciydi. Daha önce her bir oyunun sonucu üzerine, Google’a ait DeepMind’ın başarıya nasıl ulaştığına ve bunun gelecek için neler ifade ettiğine dair yazılar yazdım.  Elbette, bunların hepsinin sürükleyici olduğunu düşündüm. Fakat hesaba katmadığım bir şey daha vardı; en sonunda ortaya çıkan gerçeküstü ve duygusal tecrübe.

Her öğleden sonra kendimi Seoul’deki yeni Four Seasons Oteli’nin etkinlik için basın odasına dönüştürülen 6. kattaki şatafatlı balo odasında buldum. Çok fazla kahve vardı. Koreli gazeteciler defalarca benim fotoğrafımı çektiler, içlerinden biri ülkenin en büyük gazetesinde yer aldı. Diğer bazı Asya ülkelerinde de olduğu gibi, yabancı ülkelerin ilgisi başlı başına haber niteliği taşıyabiliyor.

Lee Sedol’ün konsantrasyonu dağılmasın diye, oyunların oynandığı odaya oyunlar boyunca girmek yasaktı. Odanın içerisindeki ortam Yedinci Mühür (Seventh Seal) filmi seviyesinde dramatik olduğu için odaya giremiyor olmak şanssızlıktı. Bunun yerine basın ve DeepMind takımının üyeleri bir projeksiyon ekranının önünde toplanmış, Sedol’ün hamlelerini düşünüşünü, oynayışını ve hamlelerine cevap bekleyişini izliyordu. AlphaGo’nun bu cevapları, Sedol’ün karşısında oturmuş, büyük bir bilgisayar monitöründe yer alan sanal Go tahtasında AlphaGo’nun hamlelerini bekleyen DeepMind takımı üyesi Aja Huang tarafından gerçekleşiyordu. Huang her hamleyi tıpkı bir kukla gibi duygusuz ve tepkisiz bir şekilde oynuyordu. Sedol ise, kimi zaman yapay zekânın oyun başlarındaki korkusuzluğu karşısında ağzı açık bir şekilde oturuyor, gördüklerine tam olarak inanamıyordu. Huang herhangi bir an özür diler gibi hissettiyse bile bunu hiçbir zaman belli etmedi.

Michael_Redmond (2)
Projeksiyon ekranının sol tarafına iki İngilizce konuşan yorumcu oturdu: Amerikan Go Federasyonu iletişim başkan yardımcısı Chris Garlock ve Profesyonel 9 dan Go oyuncusu Michael Redmond. Redmond, bu seviyeye ulaşmış tek Batılı oyuncu. Redmond’ın karizmatik uzmanlığına karşı Garlock halktan birini temsil ediyordu. Oyunlar ilerledikçe, kendimi Redmond’ın inanılmaz derecede karmaşık durumlar hakkındaki sabırlı açıklamalarına kattığı ruhsuz sululuk ile eğlenirken buldum.

Go oyunlarının yavaş ve sistemli doğasından dolayı, çiftin yorumları gerçekte oynanan hamlelerden çok tahminler üzerineydi. Redmond, AlphaGo’nun bazı durumlardaki esrarengiz stratejilerini anlayabilmek veya açıklayabilmek için elinden gelenin en iyisini yapıyor, çoğu zaman bilgisayar programını, program yapay bir zekâ değilmiş de gerçek zekâya sahip bir insanmış gibi ele alıyordu. Bir yerde “AlphaGo diyor ki, gel bana” dedi. 10 dakika sonra da “Aslına bakarsan, AlphaGo’nun burada tam olarak ne yapmaya çalıştığını bilemiyorum” dedi.

Fakat ikinci günden sonra, AlphaGo’nun egemenliği karanlık bir havaya bürünmeye başladı

Gerçekleşmekte olan olayı düşününce, Redmond’ı suçlamak pek mümkün değildi. Teknoloji üzerine yazan biri olarak, AlphaGo’nun bir veya iki oyun kazanması için belirsiz bir ümit beslemek ve heyecanlanmamak mümkün değildi. Dolayısıyla yapay zekânın birinci maçta aldığı zafer güzel bir haberdi. Kore’ye kadar onca yolu statükonun devamı yerine tarihi bir olayın gerçekleşmesini görmek için gelmek isterdim. Fakat ikinci günden sonra, AlphaGo’nun egemenliği karanlık bir havaya bürünmeye başladı.

İnternet üzerinde dolaşan Skynet ya da makineler dünyayı ele geçirecek muhabbetlerinden bahsetmiyorum, AlphaGo’nun ilk üç oyundaki zaferinin Go dünyasına gönderdiği şok dalgasından bahsediyorum. Bu seri boyunca Go’yu kendilerine kariyer edinmiş insanlarla çok fazla zaman geçirdim. Bir bilgisayarın onların tutkuları hakkında bildikleri sandığı her şeyi yıkarken onların arasında oturmak ve onların şaşırmış bir halde çıkardığı soluma seslerini dinlemek beni derinden etkiledi. Lee Sedol maç sonlarındaki basın açıklamalarında konuşabilmek için çabalarken ve özür dilerken onu izlemek melankoli hissini şiddetlendirdi.

Michael_Redmond

9 dan seviyesindeki Go stratejileri hakkında fazla bir şey bilmiyorum ama spor hakkında oldukça bilgiliyim ve Lee Sedol’ün tüm seri boyunca gösterdiği soğukkanlılık ve asalet herhangi bir şampiyonluğa yakışır seviyedeydi. Kendisi maçtan önce sıklıkla Go’nun Roger Federer’i olarak tanıtılıyordu ve bu tanımı ne kadar hak ettiği ortaya çıktı. Onun savaşçı ruhu ve durdurulamaz görünen bir rakibe karşı aniden gelişen deha parlamaları, Federer’in İsviçreli efsaneyi geride bırakan genç ve kuvvetli rakibi Rafael Nadal ile olan efsane rekabetini anımsatıyordu. Lee Sedol neredeyse kimsenin yaşayamayacağı, kendisinin de geleceğini hiç hayal edemeyeceği bir deneyim yaşadı: Ona şöhret ve servet getiren yeteneğin bir dizi sıfır ve birler tarafından geride bırakılabileceğinin yavaş ve ızdırap verici farkındalığı.

Sedol tek galibiyetini alınca basın odası alkış yağmuruna tutuldu

AlphaGo’nun rahatça kazandığı ve seriyi zaferle sonlandırmasını garantilediği üçüncü maçtan sonra yerli basın ordusu sıkı bir şekilde Sedol’ün kampındaydı. Dördüncü maçtan sonra, Sedol AlphaGo’yu terk etmeye zorlayarak tek galibiyetini elde ettiğinde basın odası alkış yağmuruna tutuldu ve sonrasında Sedol basın toplantısı için odaya girerken “LEE SE-DOL! LEE SE-DOL!” tezahüratlarıyla karşılandı. Sedol’ün Güney Kore ve genel olarak insanlık adına almış olduğu bu zafer ile gazetecilik balansı bir köşeye atılmıştı. Ve Sedol bu taparcasına sevgi dolu kitle karşısında rahatlama ve tevazu ile gülümsediğinde onun adına mutlu hissetmemek mümkün değildi.

Bazıları daha az rahatlamıştı. Kore’de Go ile yakından ilişkili kimi insanlarla konuştuğumda, esrarının belli bir parçasının dağılmasından dolayı uğraşlarının geleceği hakkında endişelenmeye başladıklarını belirttiler. Bazıları AlphaGo’nun gelecek versiyonuna erişebilmeyi, böylece en üst düzey insan oyununu daha da geliştirmeyi umut ediyordu. Bunun bu ülkede Go için ne anlama geleceğini söylemek için henüz çok erken ama oyunun bundan sonra aynı kalması pek olası değil.

Fakat bu yine de en kötüsü olmayabilir. Oyun için, teknoloji alanındaki en zeki insanların bir kısmının çözmeye çalıştığı bir bulmaca olarak, çok fazla gündeme gelen bir turnuvadan daha iyi bir tanıtım hayal edemiyorum. Nitekim sonuç olarak bu insanların bulmacayı çözmüş oldukları gerçeği, 5 maçlık serinin tanıtımı yanında sönük kaldı. Go oyunu hakkında daha fazla bilgi edindikçe oyuna karşı muazzam derecede saygı duymaya başladım ve bunu başarmanın AlphaGo için ne kadar zor olduğunu bilmenin de bunda payı büyük oldu. Oyunun çok az oynandığı Batı’da ve aynı zamanda burada yani Kore’de oyun normalde gördüğü ilginin çok daha fazlasını görmüş oldu. Ve Go şimdi herkes tarafından dünyaca ünlü bir yıldıza sahip, Lee Sedol.

Yorumcu Chris Garlock bugün son etkinliğin kapanışına gelinirken “Bundan daha şahane ve cömertçe bir hediye isteyemezdik” dedi. “Oyunların en kadimi için yeni bir çağın başlangıcı olacağından emin olduğum bu olaya vesile olduğunuz için teşekkür ederim.”

Umarım haklıdır. Çünkü, AlphaGo’nun yol açtığı tüm o özdevimli öğrenme (machine learning) ve yapay zekâ sohbetleri, geçen hafta gördüğüm her şey arasında bulunan bağlantılar (Go dünyasının adanmışlığı, Demis Hassabis’in vizyonu, DeepMind’ın üstün becerisi, Lee Sedol’ün yeteneği) Go’nun insanları tam anlamıyla insani olacak şekilde bir araya getirecek güce sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Yazan: Sam Byford / 15 Mart 2016
Çeviren: Hüsrev Aksüt

Kaynak: http://www.theverge.com/2016/3/15/11234816/alphago-vs-lee-sedol-go-game-recap

0 cevaplar

Cevapla

Yazıyla ilgili yorumlarınızı yazabilirsiniz.
Buraya yorumlarınızı yazabilirsiniz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir